10 Şubat 2012
Yeni
Çocukluğumun Bayramları »           Eskiden bayramlaşma bir seremoni şeklinde , kalabalık guruplar halinde yapılırdı. Şimdi küçük çocuğumuz bile bizimle gelmek istemiyor. Toplumumuzda bayram dini yönlerinin yanı sıra toplumsal ve kültürel bir kutlama olagelmiştir her zaman. Din ve mezhep gibi ayrımlar yapılmadan kutlanırdı. Nereye doğru gidiyoruz belli değil. Bu milletin çok güzel hasletleri vardı bir zamanlar.           Bayram denildiğinde içimiz kıpır kıpır olurdu. Günler öncesinden başlardı telaş. Anneler ikram hazırlıkları için guruplar halinde çalışırlardı. Hep birlikte yapraklar sarılır , baklavalar açılır , su börekleri yapılır evin uygun ve tacize en uzak bölgesine konulurdu. Koltuklarda örtüler olurdu o dönemler. Bu örtüler bayram hazırlıkları çerçevesinde bir önceki bayramdan sonra ilk defa açılırdı. . Misafire verilen öneme bakar mısınız ?. Kendisinin bile kullanmaya kıyamadığı koltuk takımlarını misafirine kullandıran bir kültürün temsilcileri bugün misafir kabul ederken üç gün düşünüp karar veriyor ve ikramlarda hazır geliyor zaten. Babalar da bayram öncesi hazırlıklarını kendilerince yaparlardı. Mesela o zamanın babaları çocuklarının ayakkabı numarasını bedenini bilirlerdi. Çarşıdan alışveriş yapılır arefe gününde çocuklar sevindirilirdi.           Çocuklarımıza bakalım bir de. Bu çocuklara sizin peşin peşin ayakkabı alıp giydirmeniz mümkün mü ? Zaten bayramdan bayrama yapılan o alışverişler bütün ihtiyacın görüldüğü alışverişlerdi. . Sene boyunca başka ayakkabıda alınmazdı zaten. Bayram sadece o ayakkabının sergilenmeye başlandığı gün olurdu. Ya şimdi ? Tüketim çılgınlığına öyle kaptırmışız ki sene boyunca ve birçok bahaneyle çocuğunuz kendi seçimiyle alışverişini yapıyor , size sormuyor bile neredeyse. Yeni bir ihtiyaç çıkarmanın ise bin bir çeşit bahanesi de hazır zaten.    Salı, 23 Ağustos 2011 09:09
Boşanmanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri »Boşanma aile için mühim bir karardır. Birçok anne-baba çocuklarını düşünerek bu kararı erteler veya boşanmayı hiç düşünmez. Çocukların hem biyolojik hem de psikolojik gelişme safhalarının sağlıklı olması için onların iyi beslenme kaynaklarına ihtiyacı vardır. Bu kaynakları, birinci plânda çocuğun doğup büyüdüğü aile ortamı sağlar. Daha sonra ise eğitim safhalarında bu beslenme devam eder. Anne-baba olma, yükümlülükleri ve sorumlulukları olan bir durumdur. Kur'ân-ı Kerîm'de de çocuklara hak ettiği değeri vermek, onları sevip korumak, onların huzuru için çalışmak ve ihtiyaçlarını giderme konusu vurgulanmaktadır. Bir arada yaşayan, rollerin belirli olduğu, mânevî dinamiklerin sağlam bir şekilde zırh oluşturduğu ailelerde, çocuklar daha sağlıklı gelişir. Çatışmanın, bencil ve tek taraflı bakış açısının hâkim olduğu, her ferdin kendi menfaatlerini ön plâna çıkardığı bir ortamda ise, çocukların psikolojisi zamanla bozulur. Boşanma, en fazla çocuklara tesir eder. Çünkü onların çocuksu ve masum bakışında aile, son derece önemli bir müessesedir. Anne babanın bir arada olması, çocuğa güven ve huzur verir. Sürekli çatışma ve kavga ortamının olması, çocuğun hayata bakış açısını bozar. İç dünyası sarsılan çocuğun davranışlarında ciddi bozulmalar görülür. Anne-babalar kendilerine daha 'geçimli' bir aile kurmak için 'geçimsiz' ortamı terk edip, kendi mutluluklarını ararken, onların mutsuzluğuna sebebiyet verirler. Çocukların hayattaki en mühim güven sembolü olan anne ve baba birlikteliğinin bozulması, onlarda psikiyatrik problemleri de tetikleyebilir. Durumun daha iyi anlaşılması açısından bir misâl ile boşanma sürecini açıklayabiliriz: Ailesinin tek çocuğu olan Hasan beş yaşındadır. Anne ve babası çalışmaktadır. Evliliğin ikinci yılında dünyaya gelmiştir. Üç yaşına geldiğinde anne-baba arasında iletişim problemleri başlamıştır. Her ne kadar anne-baba dikkat etse de, çoğu defa anne-baba arasındaki tartışmalara şahit olur. Tartışma sonrası Hasan, büyük bir üzüntü yaşamakta fakat bunu ifade edememektedir. İlerleyen yıllarda Hasan yuvada arkadaşlarına karşı daha sinirli, çabuk ağlamaya eğilimli, yemek yeme ve uyku konusunda uyumsuzluk gösteren, bebeksi davranışları ile dikkat çeken bir çocuk olmuştur. Anne-baba arasındaki çatışmaların neticesinde Hasan'ın gündüz davranışları da değişmiştir. Gündüz yaşanan davranış problemlerinin benzeri, evde de kendini göstermeye başlamıştır. Zaman geçtikçe aile içi stres artmakta ve anne-baba arasındaki tartışmalar şiddetlenmektedir. Birkaç defa aile içi şiddete şahit olmuştur. Netice olarak anne-baba boşanma kararı almışlardır. Boşanma kararını çocuğa söylemişler; ancak bu aşamadan sonra Hasan'ın davranışları daha da değişmiştir. Boşanma kararı söylendikten sonra, Hasan'da sevdiklerini kaybetme ve terk edilme korkusu, gelecek adına kaygılar, annesinden ayrılmak istememe ve mutsuzluk başgöstermiştir. Anne-baba boşandıktan sonra Hasan, annesinin yanında kalmaya, babasını da belli aralıklarla görmeye başlamıştır. Bu misâlde görüldüğü gibi, anne-babaların boşanma süreçlerinde yaşadıkları sıkıntının önemli bir kısmı, çocuklarına yansımaktadır. Her yaşta farklı tepkiler olmasına rağmen, Hasan'ın verdiği tepkiler yaşına uygundur. Bu yüzden boşanma süreci ve sonrasında çocukların ruh sağlığının dikkate alınması gerekir. İdeal olarak anne-babalar, kendi çatışmalarını çocuklarına yansıtmayıp, boşanma sonrasında da çocuğun bu süreçte oluşabilecek olumsuzluklardan etkilenmesini en aza indirmelidir. Anne ve babanın ayrılarak kendilerince huzuru seçmeleri, çocuklarının mutsuzluk ve huzursuzluğu ile sonuçlanıyorsa, boşanma kararı da bencil ve tek taraflı bir karar olarak ortaya çıkmaktadır. Burada her anne babanın 'Ya onların mutluluğu ne olacak? Ya onların duyguları ne olacak?' şeklinde düşünerek tek taraflı karar vermekten kaçınması gerekir. İdare edilebilir veya düzeltilebilir seviyedeki ailevî stresi gidermek için daha da önemlisi, kendimizi daha mutlu hâle getirmek için çocuklarımızı mutsuzluğa itmemeliyiz. Çocuklarda yaşanması muhtemel psikolojik sıkıntıları ise, zamanında fark ederek, destek sürecini başlatmalıyız. Gelişme sürecini tamamlamamış çocukların iç dünyalarının zedelenmemesi için, yapılması gereken her şey yapılmalıdır. Anne-baba ayrılığı yaşayan çocukların, evlilik düşüncelerinde bozulmalar, evlilik hayatlarında daha sık sarsıntılar, özel hayatlarında ise, daha fazla psikiyatrik problemler görülmektedir. Anne-babalar boşanma kararı vermeden önce, çocuklarının bütün hayatını göz önüne almalı, kararlarının neticelerini vicdanlarında hissetmelidirler  Pazar, 07 Ağustos 2011 10:14
Hoşgeldin Ramazan »Ramazan her birimiz için özel ve farklı anlamı olan nadide değerlerimizden biridir. Çocukluk zamanımızda tutulan oruçların yetişkinler üzerindeki etkilerini hatırladığımızda o günlere gider adeta yeniden çocuklaşırız. Anne ve babalarımızın iftar hazırlıkları hala hafızalarımızda tazeliğini korurken bu tazelik her ramazanda yeniden tazelenir. Sahurda bizi de kaldirın diye uyrmamıza rağmen anne ve babamızın bizi uyandırıp uyandırmamadaki karşıt fikirlerinden dolayı yaptıkları kısa tatlı ve yumuşak tartışmalar... Uyumakta olan (!) biz olup bitenleri sessiz sedasız dinlerken sıra sofraya geldiğinde ne yediklerini bilmediğimiz yemeklerin yenilişi sırasında duyulan hapur hupur sesleri, çayların hüüplenmeleri... ahh keşke biri numaradan uykumuzdan uyandırıp sofraya çağırsa nerdeee. Sonra bir iki sağa sola dönme ııh ııh sesleri Annemizin o anda herkesi daha sessiz olmaları için uarılarda bulunması.. Biliyoruz annemiz bu halimizi bilse en evvel kendisi çağıracak ama çocuklar uykuda büyürmüş annemiz için büyümek daha önemli olmalıydı Sabah olunca uyanır uyanmaz neden beni de uyandırmadınız kavgası ve kahvaltı yapmama protestosu... Ne tatlı ramazanlardı.. Dert yok tasa yok borç yok alacak yok sadece oynamak ve mutlu olmak ... Bizim elif 4. sınaıfa geçti . O da her gece yatmadan önce uyandırmamız için bizi sıkı sıkı tembihliyor ancak uyandıran kim Çocuklar uykuda büyür. Çünkü biz artık büyüdük         Salı, 02 Ağustos 2011 14:57

Yorumlarınız

RSS

İlköğretim müfettişlerinin adı ''eğitim müfettişi'' oluyor

  • PDF

TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısını kabul etti.

Tasarı, ilköğretim müfettişliği unvanını, eğitim müfettişliği olarak değiştiriyor.

Tasarıya göre, il milli eğitim müdürlükleri bünyesinde, eğitim müfettişleri başkanlığı oluşturulacak.

Eğitim müfettiş yardımcılığı için en az 4 yıllık yüksek öğrenim ve öğretmenlikte 8 yıl ve daha fazla hizmeti olma şartı aranacak. Bu özelliğe sahip kişiler, sınav sonucunda mesleğe başlayabilecek.

Bu görevdeki 3 yıllık yetişme döneminin ardından yapılacak yeterlilik sınavında başarılı olanlar, eğitim müfettişi kadrosuna atanabilecek.

Eğitim müfettişleri ve müfettiş yardımcılarının alanlarında uzmanlaşmaları için gerekli önlemler alınacak.

Eğitim müfettişleri, her hizmet bölgesinde 2 yıldan az olmamak üzere, Milli Eğitim Bakanlığının belirlediği süre kadar çalışacak.

Tasarı, eğitim müfettişleri ve yardımcılarının görev alanını da belirliyor. Bu kişilerin görev alanları; il, ilçe milli eğitim müdürlükleri, orta öğretim kurumlarının rehberlik ve denetimi ile bu kurumlarda görev yapan öğretmenlerin branşlara ilişkin inceleme ve soruşturmaları hariç, her derece ve türdeki örgün, yaygın eğitim kurumlarının rehberlik, işbaşında yetiştirme, teftiş, denetim, değerlendirme, inceleme, araştırma ve soruşturma hizmetleri olacak.

Hizmet bölgelerinin oluşturulması, buradaki çalışma süreleri, eğitim müfettişleri başkanlığının görev ve yetkileri, eğitim müfettişleri ve yardımcılarının nitelikleri, sınav, yetiştirme şekilleri, atanmalarına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenecek.

Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte ilköğretim müfettişi ve yardımcısı olanlar, eğitim müfettişi ve yardımcısı kadrolarına atanacak.

Eğitim müfettişleri ve yardımcıları ''eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfından'', ''genel idare hizmetler sınıfına'' alınacak, böylece birinci dereceden aylık alanlar için ek gösterge rakamı 3 binden 3 bin 600'e yükseltilecek.

-"DÜZENLEME, DENETİMDE BİR BÜTÜNLÜK SAĞLAYACAK"-

Tasarının kabulünden önce konuşan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, yönetimin sürekli gelişim ilkesinden hareketle, Milli Eğitim Bakanlığının da çağın gereklerine uygun olarak yeniden yapılandığını söyledi. Çubukçu, bakanlığının denetim sisteminin de kalite, verimlilik ve etkinlik açısından yeniden gözden geçirilmesinin, bu kapsamda yapılan çalışmalardan biri olduğunu belirtti.

Çubukçu, personel yoğunluğu ve dağınık bir teşkilat yapısı olan bakanlıkta denetim sisteminin; kendi görev alanları sınırlılığında olmak üzere bakanlık ve ilköğretim müfettişlerince yürütüldüğünü anımsattı.

İlköğretim müfettişlerinin, diğer denetim elemanları kapsamına alınmasına, atama şartları ve görev alanları bakımından diğer denetim elemanlarıyla benzerlik göstermesine rağmen, özlük haklarında farklılıklar olduğunu vurgulayan Çubukçu, ''İlköğretim müfettişliği ile öğretmenliğe atanmada farklı ölçütlere rağmen, ilköğretim müfettişleri, öğretmenlikte sahip oldukları ek gösterge üzerinden emekli oluyor. Bunun, adil olmadığı ve hak kaybına neden olduğu bir gerçektir'' dedi.

Çubukçu, ilköğretim müfettişi unvanının, bakanlığın teşkilat yapısı ve yaptığı işle uyumlu olmadığını, yeni bir unvan altında ve yeni görev alanları tanımlamasına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

17. Milli Eğitim Şurasında da ilköğretim müfettişliğinin eğitim müfettişliği adı altında yeniden yapılandırılmasının istendiğini anımsatan Çubukçu, tasarıyla getirilen düzenlemeler hakkında bilgi verdi.

Çubukçu, ''Başta çalışanların hak kayıplarının telafisi olmak üzere yapılacak yeni yasal düzenleme, denetimde bir bütünlük sağlayacak, bizlere daha etkili bir denetim imkanı verecek ve eğitimde kaliteyi arttıracak olması bakımından da büyük önem taşıyor'' dedi.

Kaynak:Bizeozgu.com Perşembe, 21 Temmuz 2011 21:15 tarihinde güncellendi




İlişkili Konular: